28 Şubat 2017 Salı

Şeker Portakalı-Kitap Yorumu


Bu kitabı okurken yanında çay kahve diil kesinlikle limonata eşlik etmeli :)
Yazar Brezilya'lı bu nedenle farklı kültürlere ait birşeyler de öğrenmiş oluyorsunuz. Brezilya'lı bir yazardan ilk kez kitap okudum ben de işin açığı :)
Ama şu bir gerçek ki dünyanın neresine giderseniz gidin çocuk her yerde çocuk ve fakirliğin dili, dini, ırkı yok gerçekten.
Bu kitap aslında çok eski bir kitap ve dünya genelinde tanınan bir eser. Çoğu zaman çocuk kitabı sanılsa da aslında çocuk kitabı olmak için fazlasıyla büyük bir kitap. Tıpkı Küçük Prens gibi..

Kitap kapağındaki resimden-eski kapak resmi olan- ve portakal kelimesinden hatırlıyorum da ben ilkokula giderken bunu bir akrabamız hediye getirmişti. Ben o yaşlarda böyle kitaplar diil de Ezop Masalları filan seviyordum daha çok :) o nedenle okumamıştım. Gerçi o yaşlarda okusaydım aynı tadı alır mıydım bilmiyorum ama bir yetişkin olarak küçük Zeze'yi okumak bana büyük keyif verdi.

Kitap insanı hüzünlendirse de çoğu zaman güldürüyor. Öyle ki kitabı uluorta okumamanızı tavsiye edeceğim. Çünkü; "ahh Zeze bunu da mı yaptın" diyerek ve kıkır kıkır gülerek okudum ben :)

Kitap yazarın kendi çocukluğundan izler taşıyor. Zeze, 6 yaşında, fakir ve kalabalık bir ailenin çocuğu. Zeze çok akıllı, hayal dünyası, mantığının işleyişi farklı ve çok tatlı bir çocuk. Ama bir o kadar da yaramaz ki bazen suçsuz olduğu halde adı çıkmış dokuza inmez sekize misali dayak yiyor.



Zeze'yi daha yakından tanımanız için onun hayal dünyasından, komikliklerinden, olaylara bakış açısından ve bazı haşarılıklarından bahsedecek olursam beni etkileyen yerlerden şunları sıralayabilirim;

-"Pis şeytan! Çipil, kırmızı göz! Hiçbir zaman bir askeri okul öğrencisiyle evlenemeyeceksin, oh olsun! Postallarını  boyayacağın meteliksiz erin tekiyle evleneceksin işte. Oh canıma değsin! diye bağırdım (ablasına kızıyor Zeze burada)

-Hem sonra, bende yön bulma yeteneği var(Zeze yeni şeyler öğrenmeye çok meraklı bir çocuk ve Edmundo dayısından yarasaların yön bulma yeteneği olduğu bilgisini öğreniyor ve o bilgiyle kendisinin de yarasalar gibi olduğunu düşünüyor bir gün)

-"Hepsi bitti, Zeze. Çok geç kaldınız. Burası saldırıya uğradı sanki." İyilikle gülümsedi. "Hiçbir şey kalmadı."(Noel zamanı kamyonla çocuklara oyuncak dağıtılacaktır. Zeze ve küçük kardeşi sabah erkenden yola koyulmuş ve oraya gidebilmek için çok yorulmuş olmalarına rağmen oyuncaklara yetişemezler bitmiştir)

-"Hayır, yapma bunu! diye bağırdım. "Sen bir kralsın. Babam, kral adı olduğu için sana Luis adını verdiğini söyledi. Bir kral sokakta, herkesin önünde ağlayamaz, biliyor musun?"(oyuncaklar bittiği için ağlayan kardeşini teselli ediyor burada)

-"Sen ne yapıyorsun ki?" "Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum."

-"Belki bütün suç, elektrik şirketinin kestiği ışığın yerini almış gaz lambasının ölgün ışığındaydı."

-"Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur."

-"İnsanın yoksul bir babasının olması ne kötü!"(Zeze bu kelimeyi birgün istemeden yüksek sesle söylüyor ve babasının orada olduğundan haberi yok ve babası da bunu duymuştur, Zeze kahrolur babasının gönlünü almak için çalışır ondan sonra)

-"Borcum ne kadar Zeze?" "İki yüz reis." "Neden yalnızca, iki yüz reis? Bütün boyacılar dört yüz alıyor." "İyi bir boyacı olduğumda ben de onlar kadar alabilirim. Şimdilik hayır." 

-"Boyacı! Baylar bayanlar!" "Boyacı, bayım! Boyacı! Yoksulların Noel'ine yardım etmek için!"

-"Orası her gün insanları yutan, akşam olunca da yorulmuş insanlar kusan bir canavardı."(bir fabrikayı böyle tanımlıyor)

-"Yılan mılan değil bu. Bakın! Eski bir çorap," diyordu herkes. Korkudan "yılan"ı geri çekmeyi unutmuştum. Hapı yuttuğum açıkça ortadaydı. Yılanın ardından ip geliyor ve ucu bahçeye kadar ulaşıyordu." (Zeze eski bir çoraptan yılan yapar ve bir gün sokakta birilerini korkutmak ister o da hamile bir kadına denk gelir ve kadın çığlık çığlığa kalır neredeyse çocuğunu düşürecektir) burada koptum yemin ederim kahkahalarla okudum. Ve en komiği de yılanın ucunda kalan ipin suçunu ele vermesiydi.

-"Çok duygulanmıştım. Gömleğimin önünü açtım. "Uç küçük kuşum, yükseklere uç. Uç da Tanrı'nın parmağına kon. Tanrı seni başka bir küçük çocuğa yollayacak. Benim için şarkı söylediğin gibi onun için de söyleyeceksin. Hoşça kal, benim güzel kuşum!" (Zeze içinde bir kuş yaşadığına inanıyordu hep, işte o kuşu salarken duyguları böyleydi)

-"Dona Eulalia da boyumun kısalığına pek şaştı. Elindeki en küçük okul giysisi bile pantolon giymiş bir civciv görünüşü veriyordu bana."

-"Centilmen, çok iyi yetiştirilmiş erkeğe denir, tıpkı bir prens gibi."

-"Şeytan kulağıma bir şey fısıldamıştı. Bir yalan daha attım."

-"Kornasının çok güzel bir sesi vardı: Kırdaki inekler gibi böğürüyordu."

-"Büyükler birtakım masallar anlatıyorlar ve çocukların her anlattıklarına inandıklarını düşünüyorlar."

-"Evet, alacağım öcümü. Tom Mix'ten tabancasını, Fred Thompson'dan Ayışığı'nı alıp bir alay da Komançi Kızılderelisi toplayacağım."(birinden öfkesini alamadığında ileride böyle intikam alacağını düşünüyor)

-"İnsan yüreğinin, bütün sevdiklerini içine alabilmesi için çok büyük olması gerektiğini bilmelisin."

-"Çocukların yaraları çabuk kabuk bağlar."

-"Katil! dedim ona. Beni hemen öldür. Cezaevi öcümü alacaktir."

-"Anne, benim doğmamam gerekirdi. Balonum gibi olmalıydım. "Herkes, doğması gerektiği biçimde doğar," dedi. "Sen de öyle oldun. Ama Zeze, ara sıra hiç söz dinlemiyorsun..."

-"Gittiğim filmleri değiştirecektim. Bundan böyle, büyüklerin deyimiyle aşk filmleri görmeye gidecektim yalnızca. Öpüşmeli ve herkesin birbirini sevdiği filmlere. Dayak yemekten başka işe yaramayan ben, hiç değilse başkalarının seviştiğini seyredecektim."

-"Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?" "Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil. Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek."

-" Bir tek Encanto'daki kızın var, değil mi?" "Evet." "Torunun olmadığını da söylemiştin bana, değil mi?" "Evet." "Beni sevdiğini de söylemiştin bana nasılsa." Evet." "Öyleyse neden bizim eve gidip, babamdan beni sana vermesini istemiyorsun?" "Beni vermek istemezlerse satın alabilirsin. Babamın hiç parası yok. Beni satacağından eminim. Çok para isterse, Seu Jacob'un dükkanında müşterilerine yaptığı gibi birkaç taksitte ödersin..." (ahh Zeze, insanı ağlarken bile güldürürsün sen çocuk beni burada mahvettin)

-"Daha çok anlat, dedim. " Hoşuna gidiyor mu? "Çok. Elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum." "Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz? "Gider gibi yaparız."

Kitabın ilk 30 sayfasında sıkılıyor gibi olacaksınız belki ama inanın ondan sonrası inanılmaz güzel. Bu kitabı okuyun, okutturun. Ben de Zeze'nin büyüdükçe yaşadığı serüvenleri anlatan yazarın diğer kitaplarını da okumayı istiyorum zaten.





13 Şubat 2017 Pazartesi

Dijital Yaşam Temizliği

Aslında hepimizin de günlük yaşamda bunu yapmalıyım deyip de yapamadığı, onu basit gibi görüp sonra yaparım deyip ertelediği ve o basit gibi görünen şeylerin aslında nasıl da çığ gibi büyüyüp önüne geçilemez hal aldığı o kadar çok şey var ki; gelin üşenmeyelim hep birlikte yapalım onları. İnanın üzerinizden büyük bir yük kalkmış gibi rahatlayacak ve bunu yaşam biçimi haline getireceksiniz belki de.

Malumunuz devir teknoloji devri. Kaldı ki teknolojiyi seven biriyim. Eminim ki hepiniz öylesiniz. Hepinizin de elinde hiç değilse bir akıllı telefon ve bilgisayar muhakkak ki mevcut.

O elimizden düşürmediğimiz telefonlara bile öyle şeyler biriktiriyor ve içlerini öylesine dolduruyoruz ki çoğu zaman bunu bende hunharca yapıyor ve sonra temizlemekte güçlük çekiyorum.

Bu dijital yaşam temizliği başlangıcımız olsun. Bunu hayatın her alanına; sözlerimize, düşüncelerimize, evimize, eşyalarımıza, yaptığımız alışverişe, yediklerimize, içtiklerimize, sosyal aktivitelerimize, sosyal çevremize, kısacası hayatın her alanına yayıp sadeleşelim, küçülelim, kendimize daha yaşanılabilir minik alanlar açalım istiyorum.

Bunların ne denli bir faydası olur bilmiyorum ama belki de;

  • Tüketim çılgınlığına dur demeyi başarabilirsiniz.
  • Yaşamınızdaki gereksiz kalabalıklardan kurtulabilirsiniz.
  • İnsanlarla yarış halinde olup onda var bende neden yok, o aldı ben de almalıyım, o yaptı ben de yapmalıyım dediğiniz ne varsa onlardan arınabilirsiniz.
  • Nefsinize yenik düşmemeyi, nefsinizi köreltmeyi ve onu terbiye etmeyi öğrenebilirsiniz.
  • Her konuda daha bilinçli, daha farkındalık sahibi bireyler olabilirsiniz.
  • Her şeyden zamanı geldiğinde kolaylıkla vazgeçmeyi başarabilirsiniz.
  • Ve belki de çok hızlı yaşadığınız hayatlarınızı azıcık yavaşlatarak kendinize daha çok zaman ayırmış, kendi iç dünyanıza dönerek yaşamın anlamını sorgularsınız. 

Aklıma ilk gelen dijital arınma oldu. Bu konuda kendi yöntemlerinden bahsedeceğim. Sizlerin de bu konuda uyguladığı şeyler var mı bilmek isterim. 

Hadi bakalım telefonlarımızı tertemiz yapıyoruz şimdi :)

  • Arama kayıtlarını silin. 
  • Mesaj kutunuzdaki o gereksiz mesajları silin.
  • Rehberinizdeki gereksiz numaraları silin.
  • Müzik playerdaki artık dinlemekten keyif almadığınız o şarkıları da silin.
  • İndirdiğiniz ama kullanmadığınız o uygulamaları silin.
  • Fotoğraf arşivindeki fotoğrafları temizleyin(aynı kareden bin beş yüz tane çekildiğinizi biliyorum, veyahut esinlendiğiniz, hoşunuza giden görselleri kaydettiğinize ve onların da dağ gibi biriktiğine eminim)
  • Sosyal medya hesaplarınızda küçülmeye gidin. Her platformda aktif olmak zorunda değilsiniz. Ben şahsen çok delisi olmamakla birlikte facebook, instagram, pinterest kullanıyorum ve 10 senedir bloğum var. Fecebook'u ilk 2008'de açmış ve bir kaç ortaokul arkadaşımı bulup iki hafta kullandıktan sonra kapatmıştım. Ciddi bir kararlılıkla 2013 yılına kadar da facebook kullanmadım. Ne zamanki şu akıllı telefonlar çıktı ve Candy Crush Saga oynamaya başladım, arkadaşınıza kilidinizi açtırın dedi de öyle aktif hale getirdim :) O oyunun da müptelası değilim zaten. 
  • Ve şunu da belirtmek isterim ki sosyal medya'ya ayırdığınız zamana dikkat edin. 
Sosyal medya hesaplarının içine gelecek olursak;
  • Facebook'da gereksiz insanları barındırmayın. Normal günde selam vermekten aciz ama orada var olmasının bir anlamı olmayan o kadar çok insan var ki gerçekten sizin yaşamınız hakkında en ufak bir bilgiye sahip olmayı haketmiyorlar. Bir de facebook'da kendisi hiç bir paylaşım ve kimseye like yapmayarak ölü taklidi yapan ama herkesin hayatından haberdar olmaya çalışan meraklı ve sinsiler var ki işte öylelerini asla özel yaşam alanlarınıza sokmayın.
  • Facebookdaki tehlikenin farkındasınızdır umarım. Diğer kutusuna düşen tanımadığınız insanlar tarafından tanışmaya yönelik gelen mesajlar yuva dağıtır cinsten. Ben artık bu durumdan tiksindim ve sanal alemden arayış içinde olan insanların normal insanlar olmadığını düşünüyorum. Bu nasıl bir çapsızlıktır ki sanal alemden sevgili edinmeye çalışıyorlar. Bi süre sonra mesajlara cevap vermesem bile huzursuz olmaya başlamıştım ki bunun da ufak bir araştırmayla çözümünü buldum. Arkadaş listenizde olmayan hiç kimse size mesaj atamıyor. Doğum tarihinizin yıl kısmını 18 yaşından küçük olacak şekilde ayarlarsanız facebook 18 yaşından küçüklerin mesajlaşmasına izin vermediği için arkadaşınız olmayan hiç   kimse size msj atamıyor. 
  • Yine tedbir amaçlı güvenlik önlemlerinizi artırın. Hiç bir gönderinizi açıkta bırakmayın. Ben her şeyimi sadece arkadaşlarım görecek şekilde paylaşıyorum. Bir tek kapak fotoğrafı gizlenemiyor onu da pek değiştirmiyorum.
  • Facebook mesaj kutunuzu temizlemeyi de unutmayın.
  • İnstagramda takip ettiğim kişiler değişkenlik gösteriyor. Bi dönem dekorasyon sayfaları en beğendiğim olabilirken bazen yemek, makyaj, diyet, kitap, hobi sayfaları en sevdiklerimden olabiliyor. Eski blogger tanıdıklarım çoğunlukta olmakla birlikte azar azar herbirinden bir parça takip ediyorum. Çoğu zaman takip ettiğim kişilerde de temizlik yapıyorum. Ki böylelikle yeni keşifler yapabiliyorum. Takip ettiğim kişi sayısını azaltmaya bakıyorum hep. Beni takip edenlerde de çok dikkat ettiğim bir husus var ki artık instagram her ipini koparanın koştuğu bir mecra oldu. İnstagramı kahvehaneye çeviren ve herkesi takibe alan ağzı sulanarak karı kız takip edenler yani erkek profillerini engelliyorum. Gerçek hayatta tanımadığım hiç bir erkeğin beni takip etmesine kesinlikle izin vermiyorum.
İşte benim sosyal güncem böyle :)

8 Şubat 2017 Çarşamba

Göğüs Küçültme Ameliyatı-Mamoplasti ile Değişen Hayatım


Merhaba blog dostlarım uzunca bir aradan sonra yeniden merhaba..
Bir gün buralardan ayrıldığımda dönüşüm hep muhteşem olacak derdim ama dönüşümü muhteşem yapacak hiç bir oluşum da olmazdı hayatımda. Fakat bu sefer dönüşüm hakikaten muhteşem oldu :)
Öncelikle yazacağım konunun dışında beni yıllardır okuduğunuz için bilmeniz gereken bir iki husus var onlardan bahsedeyim;
●Size en son postu yazdığım günlerde, yazdığım postla ilintili olarak biri ile tanıştım. Buradan uzak kaldığım süreçte başımdan bir nişanlılık evresi geçti. Hatta o sürece nişanlıdan ayrılmayı da sığdırdım :) 
Bu durumu beni instagram ve facebook'dan takip edenler biliyor tabi(alyans seçimi, nişan hazırlıkları vs. gibi süreçleri özel hayatıma fazla girmeden paylaşmıştım)
Blog okurlarıma fazlasıyla kırgınım aslında; sosyal platformlarda beni yalnız bıraktığınız, takip etmediğiniz, hatta takip edenlerin bile bir bir gidişi beni üzdü aslında.
O nedenle bu postu okuyan herkesin en azından bir yorum bırakmasını, tekrar merhaba demesini istiyorum. Yalnız olmadığımı bilmek beni ziyadesiyle mutlu edecek dostlar.
●Buradan uzak kalmamın en önemli sebebi ise Türk Telekom'un azizliğine uğramamızdı. Yine o en son postta belirttiğim üzere, kentsel dönüşüm nedeniyle yenilenen alt yapıdan dolayı, internet bağlantısının gelmesini bekledik sokağımıza. Bu bekleyiş tam 15 ay sürdü. Neyseki 2 aydır evde internet var.

Şimdi geliyorum asıl mevzuya; çok iyi hatırlıyorum seneler önce şu postta size kendimle ilgili bir ameliyat kararı aldığımdan ve o ameliyat gerçekleşirse size anlatacağımdan bahsetmiştim.

Hiç unutmuyorum 2013 yılında çok radikal bir karar alarak kendime doğum günü hediyesi olarak 29 Mayıs günü'ne doktordan randevu almıştım. Göğüs küçültme ameliyatı için plastik cerrahtan alınmış bir randevuydu bu. 




Bu ameliyatı olmaya nasıl karar verdim?
Aslında yaşım çok ileri diil tabi; ergenlik döneminde çok fazla sıkıntı yaşamadım, çocuktum çok fazla bir sıkıntısını çektiğimi hatırlamıyorum ama genel olarak sıkıntıları 25-30 yaş arası dönemde yaşadım diyebilirim. Bu ameliyat estetik olduğu için bunu devlet karşılamıyordu ve bunu özelde yaptırmak çok külfetliydi. Şahsen çalışmayan benin bunu özel hastanede yaptırması sittin sene mümkün olmayacak bir şeydi :) şu an bile bu ameliyatı olmak özelde 6-7 bin liralardan filan başlıyor. Silikon taktırmaktan daha külfetli bir operasyon olduğunu bilmenizi ister, küçük memikli ve bundan şikayet eden "ayy keşke benimki de büyük olsa, keşke silikon taktırsam" diyenlere oturun lan oturduğunuz yere inanın öylesi daha güzel derim :)

Tam tarihini bilmiyorum ama sağlık politikasında çok sevindirici bir gelişme olmuş ve göğüs küçültme ameliyatları artık estetik olmaktan çıkıp belirli bir ölçüyü geçtiğin takdirde sağlık sorunu olarak kabul görüp devlet tarafından ücretsiz yapılmasına karar verilmişti. Ben en fazla 4-5 yıldır filan devlet hastanelerinde ücretsiz olduğunu biliyorum. İşte bu sevindirici gelişmeden haberdar olduktan bir sene sonra filan ciddi ciddi bu ameliyatı olmaya karar vermiştim.

Beni bu ameliyatı olmaya iten belli başlı sebepler nelerdi?

  • Olduğundan kilolu görünmek.
  • Kilolu görünmenin getirdiği özel hayatta beğenilmeme durumu ve bu durumun getirdiği psikolojik sorunlar.
  • Dik duramamak.
  • Kambur duruş; füze gibi dursanız bir acayip oluyorsunuz çünkü :)
  • Bende varolmayan fakat ileriki yaşlarda beni bekleyen bel ve sırt ağrıları
  • İstediğin gibi kıyafet bulamamak(kavuşmuyor düğmeler durumu) kıyafet konusunda çok ciddi sorunlar yaşamış ve ablamın düğün zamanı üst beden olmadığı için abiye bulamayıp ben düğüne gitmeyeceğim bile demiştim :)
  • Özellikle gömlek ve elbiselere hasret kalmak.
  • Afedersiniz ama herkes gibi hoşuna giden dantelli, rengarenk, çeşit çeşit, ucuza iç çamaşırı alamamak(ben yıllarca Kom markasının özel, küçültücü ve çok pahalı olan tek bir model çamaşırını kullanmak zorunda kalmıştım) Çarşı pazardan ucuza çamaşır alanlara imrenirdim hep.
  • Bu konuda çok sıkıntı yaşamadım ama özellikle yaz aylarında pişik, kızarıklık gibi çok nadir de olsa son zamanlarda sıkıntı olmaya başlamıştı.
  • Üst taraf kilolu göründüğü için kadrajlara küsüp fotoğraf bile çekilememek.
  • Yolda yürürken nadir de olsa sapık ve hayvani bakışlara maruz kalmak. Dolayısıyla başınızın belaya girme olasılığının yüksekliği.
gibi gibi şeylerdi.



Ameliyatı olmaya karar verdikten sonraki süreçte  neler yaşadım?
Bu süreç benim için çok yorucu ve zor bir süreçti. Hatta 3 sene gibi bir zaman kaybım oldu. Ama bu  kesinlikle benim talihsizliğimdi buna emin olabilirsiniz. Böyle bir ameliyatı olmaya karar verenler benim bu yaşadıklarımı yaşayacağınızı sanmıyorum. İçiniz ferah olsun(bu kısmı mamoplasti ile ilgili google'da araştırma yapanlar için yazdım)

Hani az önce dedim ya doğum günümde kendime hediye vermiş ve ilk randevumu bir devlet hastanesinde erkek bir doktordan almıştım. Orta yaş üzeri olduğu için tecrübesi de iyi olur diye düşündüğüm bir doktordu.

Doktor şikayetimin ne olduğunu sormuş, ben de şikayetlerimi sayıp küçültme kararı aldığımı söylemiştim. O günü hiç unutmuyorum. Çalışıyordum ve işyerinden izin alıp gitmiştim. Çok radikal bir karardı benim için.

Doktor sadece karşıdan bakıp "evet çok büyükler, kurula girerszin eğer o belirli ölçüyü geçersen ücret de ödemezsin, ben şimdi seni deftere kaydediyorum, biz seni arayacağız ameliyat günü için" diyerek beni yollamıştı.

Deftere kaydetmek nedir lan?
Koskoca ülkede, devletimin hastanesinde hastayı kaydedecek bir sistem yok muydu?
Bu absürtlüğü duyunca anlamalıydım aslında bu işte bir tuhaflık olduğunu ama inanın insanların bu kadar kötü olabileceğini tahmin etmiyordum.

Aradan 3 ay geçti. Beni ne arayan var ne soran.

İşyerim iflas edip kapanınca evdeydim artık ve dur bakalım hastaneden ses seda yok ben bi tekrar gideyim doktoruma dedim.

Doktor beni tanımayarak tekrar şikayetimin ne olduğunu sordu. Ben de kendimi hatırlattım ben zaten 3 ay önce geldim ve sizden ameliyat tarihi için aramanızı bekliyordum aramadınız, beni unuttunuz mu dedim. Olur mu öyle şey dedi biz her hastayı deftere kaydediyoruz. Sıra sana da gelecek! ama çok yoğunuz, senden daha önemli hastalar var, kanserli insanlar var, önceliğimiz onlar, sen arada gelip kendini hatırlat.
O kadar hassas ve ince düşünceli biriyim ki bir hekimin ve başka hastaların vaktini çalmamak için sürekli gidip kendimi hatırlatmamın abes kaçacağını düşündüğümü söylemiştim. Ayıp olmaz mı demiştim. Olur mu öyle şey geleceksin tabi demişti. 

İnanır mısınız o doktora 2 sene boyunca 3 ay aralıklarla gittim. Beni ultrasona yönlendirmeyi üçüncü gidişimde akıl edebilmişti ki ultrason sonucunda göğüsler ultrason cihazının bile derinliklerini göremeyeceği kadar büyükler neticesi çıkmasına rağmen hala bana sıra gelmiyordu. Allah korusun göğsümde bir kitle filan olsa cihaz bile bunu tayin edemeyebilirmiş öyle bir büyüklük ve derinlik düşünün yani. Birgün bu doktorun beklentisinin para olduğunu ve beni oyaladığını hissettiğim anda Sağlık Bakanlığı'na şikayette bulundum.
Bakanlıktan geri dönüşler aldım. Bir kaç kez telefon açılmış ve şikayetimin üzerine durmuşlardı. Bunu o doktorun benim gibi başka insanları da oyalayamaması için bir vatandaşlık görevi olarak yerine getirmiştim.

Neyse başka hastane mi yoktu?
Bir başka hastaneden bu sefer benim durumumu daha iyi anlar diyerek bayan bir doktordan randevu almıştım. O doktor da bana karşıdan bakıp Fulya'cım evet göğüslerin gerçekten büyük bu ameliyatı olman gerekir fakat bu kilo ne diyip bakmıştı gözlerini belerterek. Önce kilo vermelisin diyerek diyetisyene gitmemi söylemişti.

O hastaneden de ümidi kesmiştim. Ama İzmir'deki tüm devlet hastanelerinde şansımı denemeye ve bu ameliyatı olmaya kararlıydım. Bu hüsranlar beni biraz bu işlere ara vermeye itmişti. O sıra zaten nişanlım olacak insanla tanışmıştım ve bu durum aklıma bile gelmedı bir sene kadar.

Nihayetinde geçtiğimiz ağustos ayında babam anjiyo olacağı Yeşilyurt Devlet Hastanesi'ndeydik(yeni adıyla Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi yani)

Hastaneye sürekli gidip geldiğim bir sıra dur ya gelmişken bu hastaneyi de deneyeyim sırada burası var zaten diyerek randevu almaya girdim. Normalde randevularımı internet üzerinden kendim alırdım oysaki. Sekretere plastik cerrahtan göğüs küçültme için randevu istediğimi söyleyince istediğiniz bir doktor var mı dedi. Ben de "hiç araştırmadım yeter ki bana sıra gelsin" demiştim. 

Herkes şu doktoru methediyor diyerek bana bayan bir doktordan randevu verdi. 
Allah iyi insanlarla karşılaştırsın diyoruz ya gerçekten de öyle.
Mucizemi gerçekleştiren o mükemmel doktorla karşılaşmıştım nihayet.
Doktoruma sadece göğüslerimi küçültmek istediğimi söyledim ve inanın küçültmek için geçerli sebeplerimi söylememe gerek bile görmeden beni hemen ultrasona yönlendirdi. Sonuçların temiz çıkarsa seni havalar soğusun hemen ameliyat ederim, gerçekten çok büyükler ve devlet seninkini karşılar ücret ödemene de gerek kalmaz diyince dünyalar benim olmuştu. Üstelik bu doktora gittiğimde de aynı kilodaydım. Beni diyetisyene gitmen gerekir diye başından savmamıştı. Hele ilk doktorum gibi iki sene boyunca oyalamamıştı.

İşte o an gerçekten sevinçten ağladım. Bana hemen o gün ekim ayına yani iki ay sonrasına ameliyat tarihi verdiklerinde şok olmuş benimle dalga geçiyorlar sanmıştım. Hatta bana ameliyat tarihini veren asistan doktor şu gün sizin için uygun mu, 2 ay bekleyebilir misiniz diye yazık sanki çok bekletiyormuş gibi mahcup olarak sorduğunda ne uygun musu tabi ki uygun evett evettt evetttt diye defalarca tekrarlamıştım. Hatta inanamayıp bakın gerçekten beni o gün ameliyat edecek misiniz, bi aksilik çıkmaz değil mi diyerek sorunca tabiki de diyerek benim bu garip sorularımı anlamayarak bakmıştı suratıma. Yazık benim başka doktorlardan ne çektiğimi ne bilsindi :)

Gören de nikah masasında hayatımın en anlamlı çığlığı olan Evet'i basıyorum sanırdı, öyle bir mutluluktu yaşadığım. 


13 Ekim ameliyat günüydü ve ameliyattan bir hafta önce hastaneye yatış, ameliyata hazırlık, tahliller vs gibi işlemler için hastaneye gitmem söylenmişti. Yazın o iki ay nasıl geçti anlamadım bile. Heyecanla bekledim ve o gün geldi çattı sonunda. Ağzımda çıkan aft nedeniyle enfeksiyon kapma riskinden dolayı bir hafta ve doktorumun yoğunluğundan dolayı da bir hafta daha olmak üzere iki kez ertelendi ameliyatım.

25 Ekim işte o büyük gün geldi çattı. Narkozu almam, bayılmam, ayılmam inanın su gibi akıp geçti. Şaka gibiydi ama ben artık bu ameliyatı olabilmiştim şükürler olsun ki.. inanın benim için en kolay süreç ameliyatı olduğum süreçti :)



Ameliyattan sonraki süreçte neler yaşadım peki?

  • Yeniden doğmuş gibi oldum.
  • İstediğim gibi kıyafetler alabiliyorum
  • Tartıda direk 5 kilo gitti(ameliyattan önceki ve sonraki gün tartılmıştım merakımdan)
  • Artık dimdik göğsümü gere gere durabiliyorum.
  • İnsanlar sen zayıflamışsın dediklerinde mutlu oluyorum hayır zayıflamadım ameliyat oldum diyorum. Mide küçültme ameliyatı mı dediklerinde hayır göğüs küçültme ameliyatı diyorum ve suratlarındaki o şaşkınlık ifadesini izliyorum. Siz siz olun kimseyi kilolu diye yargılamayın neyin ne olduğunu bilmediğiniz durumlar olabilir gerçekten. Ve size kimse ben aslında kilolu değilim göğüslerim büyük diyemeyebilir.  
Ameliyatın riskleri neler?
Benim en önemsediğim risk tabiki de;

  • Bekar olduğum için ileride anne olduğumda bebek emzirememe durumu
  • Ve tabi ki her bayan için geçerli olan his kaybı
Haftaya kontrolüm var. İşin açığı emzirme durumunu ben de bilmiyor ve merak ediyorum. Ameliyat sonrası emzirip emziremeyeceğim kesinleşen bir durum mu yoksa bu ancak ilerde tayin edebileceğim bir durum mu bunu soracağım.

Eğer Allah nasip eder de anne olursam bir gün ve emziremezsem üzülürüm tabi ama aptamiller, milupalar yiiyiversin artık ne yapayım :)

Sol göğsümde his kaybı var. Yani göğüs ucu kaşınıyor ama kaşınma hissini geçiremiyorum, nerenin kaşındığını bulamıyorum gibi tuhaf ve size tam olarak ifade edemediğim bir duygu. Bu durumu da doktorumla konuşacağım ama benim için önemi ve zorluğu yok. 


  • Bir de bu ameliyatı olacak olanlarda estetik kaygısı olur mu bilmem ama dikiş izleri var şu an. Doktorum sen beyaz tenlisin, 1 seneye kadar sende iz bile kalmaz demişti ama kalsa da bu da benim için önemli diil. 
Bende durumlar şimdilik böyle. Artık daha sık görüşmek üzere hepinizi sevgiyle kucaklıyorum :)